Bediüzzaman Said Nursi

BEDİÜZZAMAN GERÇEĞİ

1926 yılının Şubat ayı içinde, Isparta’nın Barla beldesine sürgün olarak gönderilen Bediüzzaman Hazretlerini, devrin devlet erkânı, onu millete unutturmaya karar vermişti. Ruhundaki hamiyet-i İslâmiyesinin sönmesini ve kendi kendine ölüp gitmesini hedeflemişti.

Fakat, gök gürültüsü gibi tesirli bir Bediüzzaman ünvanıyla , Osmanlı ülkesini bir başta öbür başa çalkalayan Üstad, unutulmaz ve unutturulamazdı. Zira, o vazifeliydi. Mânen vazifeli olduğunu biliyordu. Rüyasında Ağrı Dağının infilâk ettiğini ve dağlar büyüklüğünde parçalarını dünyanın her tarafına dağıttığını gördüğü bir sırada, Hazret-i Peygamber (asm) kendisine “İ’caz-ı Kur’an’ı beyân et!”diye emir vermişti.

Bir başka rüyasında Sevgili Peygamberimizden (asm) ilim talebinde bulununca “Ümmetimden sual sormamak şartıyla sana ilim-i Kur’an verilecek.”müjdesini almıştı. Nokta-i istinadı kuvvetliydi. Dünyaya meydan okuyacak bir iman gücüne sahipti. “Bu Kur’an Müslümanların elinde oldukça, biz onlara hakiki olarak hâkim olamayız. Ya bu kitabı ortadan kaldırmalıyız veya Müslümanları bu kitaptan soğutmalıyız.”diyen İngiliz sömürge bakanının dehşetli planını gazetelerden okuyunca “Ben de Kur’an’ın sönmez ve söndürülmez manevi bir güneş olduğunu bütün dünyaya ispat edeceğim.”demişti. Gayesi büyük, hedefi yüceydi. Onu çok iyi tanıyan en tepedekiler, kendisini bu yüzden sürgün etmişlerdi. Suçsuzdu, masumdu. Kanunlar çerçevesinde mahkum edilemiyor, fakat sürgünden de kutulamıyordu. Maddi gücü yoktu fakat fikrî gücünden ve dinine bağlılığından muhalifleri korkuyordu. Fikir kaba kuvveti ürkütüyor, kalem silahı tesirsiz kılıyordu. Her zaman olduğu gibi  hak, bâtıla galip gelmişti.

“Zaman cemaat zamanıdır.”diyen Bediüzzaman’ın etrafında, telif ettiği eserleri yazıp çoğaltarak yaymakla meşgul talebeleri meydana gelmiş ve zamanla Nur Talebeleri, Nur Cemaati ve Nurcular gibi ünvanlarla anılır olmuştu. Çığ gibi büyüyen bir cemaati bu. Önü alınamıyor, vazgeçirilemiyor ve dağıtılamıyorlardı. Çünkü, Nur Talebeleri başkalara benzemezdi. Her ne kadar Bediüzzaman’ın vefatından sonra, fıtrî bir mesai tanzimi veya ihtisaslaşmayı andıran farklılıklar olmuşsa da, bu zenginlik alâmetiydi. Çünkü, aynı çeşmeden beslenen bu mübarek insanlar, bir vücudun âzâları gibi sevinçte, kederde aynı duyguları paylaşıyorlardı. Zaman geçtikçe Nur Talebeleri daha da çoğalacak ve bu memleketin birlik ve beraberliğinde harç vazifesi göreceklerdi. Farklılıklar olmasına rağmen, bu ulvi hizmette aynı hedefe hizmet eden bu insanlara ne mutlu!

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Yorum Yap