Hayat

TÜRK-İSLÂM SENTEZİ LÂZIM MI?

1980 ihtilâlinden sonra gündeme gelen ve sivil yönetimler tarafından devam ettirilen Türk-İslâm sentezi fikri, kuru bir milliyetçilik ile devletin yönetilemeyeceği görüldüğünden ortaya atıldı. Dindar cemaatlerin bir kısmı inanarak, bir kısmı da kanarak bu fikre katıldı.

Halbuki, İslâm dininin böyle bir senteze ihtiyacı yoktu. Bu sentezi oluşturmaya çalışanların, bir türlü rağbet edilmeyen Türkçülük fikrini millete benimsetmek için İslâm’ı âlet etmesi kat’iyen doğru değildi. Çünkü, güneş misal İslâm hakikatleri, yeryüzündeki cam parçası durumundaki siyasetlere âlet edilmemeliydi.

Bu ince ve derin hakikatlere binâen Bediüzzaman, sağlığında bu hatayı görmüş ve talebelerini bu hatadan muhafaza için gerekli ikazları yapmıştır: “Tahribatçı ehl-i bid’a iki kısımdır. Bir kısım -güya din hesabına, İslâmiyete sadâkat namına- güya dini milliyetle takviye etmek için ‘zaafa düşmüş din şecere-i nuraniyesini, milliyet toprağına dikmek, kuvvetlendirmek istiyoruz’diye dine taraftar vaziyeti gösteriyorlar. İkinci kısım, millet namına, milliyet hesabına, unsuriyete kuvvet vermek fikrine binâen ‘Milleti, İslâmiyetle aşılamak istiyoruz’diye bid’aları icat ediyorlar.” Bu iki fikre de ikna edici uzunca cevaplar veren Bediüzzaman’ın bu ikazları çok önemlidir.

Evet, elmas gibi iman hakikatleri ve Kur’an hizmeti hiç bir ayırıma gerek kalmadan bize kâfidir. Türk-İslâm senteziyle muvakkat aşılamakta bir zevk ve muvakkat bir kuvvet görünüyor. Fakat bu geçicidir ve zararları vardır. Ona bedel hak ve ebedi olan İslâm milliyeti ve kudsi iman ve Kur’an hizmeti her şeye yeter. Başka şeylere meyletmeye değmez.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Advertisement

Yorum Yap