Hayat

MÜSTAKİL HİZMET CEREYANI

1923 tarihinden itibaren Eski Said dönemini geride bırakarak, Yeni Said dönemine geçen Bediüzzaman, 1950 yılında çok partili siyasi hayata geçinceye kadar, siyaset âleminden bütünüyle alâkasız bir vaziyette yaşamış ve en büyük meşgalesini iman hakikatlerinin neşrine hasretmiştir.

Bahsi geçen hakikati izah için: “Hem, üç mesele var. Biri hayat, biri şeriat, biri imandır. Hakikat noktasında en mühimmi ve en âzâmı iman meselesidir. Fakat, şimdiki umumun nazarında ve hâl-i âlem ilcaatında en mühim mesele hayat ve şeriat göründüğünden, o zât şimdi olsa da, üç meseleyi birden umum rû-yı zeminde vaziyetlerini değiştirmek nev-i beşerdeki câri olan âdetullaha  muvafık gelmediğinden herhalde en âzam mesleyi esas yapıp, öteki meseleleri esas yapmayacak; tâ ki, iman hizmeti safvetini  umumun nazarında bozmasın ve avamın (halkın) çabuk iğfal olunabilen akıllarında, o hizmet başka maksatlara âlet olmadığı tahakkuk etsin.”

Manevi makamlara itibar etmeyip, sadece kandini Kur’an’ın aciz bir hizmetkârı olarak gören ve öyle takdim eden Bediüzzaman, dünyevi imkân ve kuvvetlerin yardımına da iltifat etmez. Müstakil bir iman cereyanı olarak kalıp, dost düşman ayırımı yapmadan, Risale-i Nur’la ehl-i imanın imanını kurtarmaya çalışır.

Bu müstakil kalmanın hikmetini şu ifadelerle tespit eder: “Evet, Nurcular, siyasetlerle alâkaları olmaz. Yalnız iman hakikatleriyle hayatları bağlıdır. Şimdiye kadar gizli komiteden, siyaseti dinsizliğe ve zındıkaya âlet edenler, istibdad-ı mutlakla Nurcuları ezdiler. İnşaallah bir sebep çıkar o istibdadı kıracak, masum ve mazlum Nurcuları kurtaracak. (Demokrat çıktı, bir derece kırdı.) Fakat çok dikkat ve ihtiyat lâzımdır. Risale-i Nur, dünyada her cereyanın fevkinde bulunması ve umumun malı olması cihetiyle, bir tarafa tâbi ve dahil olmaz. Belki mütecaviz dinsizlere karşı haklı tarafa yardımcı olur, dost olur ve ihtiyat kuvveti hükmünde onlara nokta-i istinat olur.”

Müstakil bir iman cereyanı olarak, sadece Allah’ın yardımına dayanan Risale-i Nur hareketi ve onun mensupları, ehl-i imanın imanını kurtarmak için tebliğ vazifesini yerine getirirken, bir vatandaş olarak tercihini, Bediüzzaman’ın haklı taraf olarak işaret ettiği misyon istikametinde kullanır ve ihtiyat kuvveti hükmünde onlara nokta-i istinat olur. Hatta, “Fakat siyaset hesabına değil; belki Nurların intişarı ve maslahatı hesabına bâzı kardeşler; Nurlar nâmına değil, belki kendi şahısları namına girebilir.”ölçüsünü de dikkate alabilir. Zira, meşru olan her şey hizmeti için bir vasıtadır.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Advertisement

Yorum Yap