siyaset

İSTİBDAT İDARELERİNİN FENALIĞI

“Ben ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam.”ve “İstibdat ne şekilde olursa olsun, isterse meşrûtiyet libası giysin gelsin, rast gelsem sille vuracağım.”diyen Bediüzzaman, hürriyet âşığı ve istibdadın ise amansız düşmanı olarak bir hayat sürdü.

En cebbar ve zalim kumandanların bile tahakkümlerine boyun eğmeyen Üstat, hürriyetinden asla taviz vermedi. Buna binâen, 1908 yılında ilân edilen hürriyet ve meşrûtiyet yönetimini din namına en evvel o alkışladı ve sahip çıkmaları için doğu vilâyetlerini o ikaz etti. Zira, istibdat ve baskı idaresi öyle bir belâ idi ki, tek şahsın hâkimiyet ve istibdadı olan padişahlık yönetimi her tarafa sirayet ediyor, hüküm mevkiinde olan herkesi muhtelif derecelerde müstebit olmaya sevk ediyordu.

Bu durumu şöyle izah eder Bediüzzaman: “İstibdat tahakkümdür, muamele-i keyfiyedir, kuvvete istinat ile cebirdir, rey-i vahiddir, su-i istimalâta gayet müsait bir zemindir. Zulmün temelidir. İnsaniyetin mâhisidir (mahvedicisidir). Sefalet derelerinin esfel-i safinine (en aşağısına) insanı tekerlendiren ve âlem-i İslâmiyeti zillet ve sefalete düşüttüren ve ağraz ve husumeti (düşmanlığı) uyandıran ve İslâmiyeti zehirlendiren, hatta her şeye sirayet ile zehirini atan,  v.s.”tarzında istibdadın ne kadar pis ve çirkin bir yönetim şekli olduğunu tarif eden Bediüzzaman, her vesileyle onun alternatifi olan hürriyet ve meşrûtiyeti (cumhuriyet ve demokrasiyi)savunagelmiştir.

Çünkü, her ferdi bir derece müstebit yapan istibdada bedel, hürriyet ve meşrûtiyet hakikati, fertleri millete hizmetkâr yapar. Bundan dolayı, bize lâzım olan ve çoğalmasını istediğimiz ve ona gayret ettiğimiz meşrûtiyetli kimlik ve kişiliktir. Zira, istikbalimizin teminatı ve milletimizin bekâsı, özellikle Risale-i Nur hizmetinin devamı ve ihyası, bahsi geçen hizmetkâr kimlik ve kişiliktir.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Advertisement

Yorum Yap