Hayat

HÜRRİYET VE DEMOKRASİ MÜCADELESİ

Mutlâkiyet dönemindeki bir tek padişahın hâkimiyet sisteminden, meşrutiyetteki parlamenter sisteme geçinceye kadar milletçe çok sıkıntılar yaşadık.

Hürriyet âşığı Namık Kemal ve Bediüzzaman gibi hak fedaileri, bu uğurda sürgün ve hapislere, hatta tımarhanelere atılmak suretiyle ağır bedeller ödediler.

Osmanlı Devletinin tarih sahnesinden çekilmesiyle, çok büyük umutlarla cumhuriyet kuruldu. Fakat, insan hak ve hürriyetlerine alabildiğine kapalı ve dikta yönetimini esas alan devlet yöneticileri yüzünden, milletçe hak ve hürriyetlere hasret kalındı. Emsali ancak Sovyetler Birliğinde görülen dehşetli bir baskı altında, vicdan ve din hürriyeti başta olarak, bütün hak ve hürriyetle ayaklar altına alındı. Jandarma korkusu köylere kadar sindi. Devletle millet arasına uçurumlar girdi. Devlet milletine güvenemez hâle gelirken, devlet korkusu vatandaşın yüreğine indi. Ezanlar susturuldu ve din adamlarının çoğu ortadan kaldırıldı. Manevi alanda çok büyük tahribatlar yapıldı.

Maddi cihetten ise ülke, kıtlık ve yokluklar ülkesi hâline geldi. Ekmek karneyle dağıtılır oldu. İltimas, rüşvet, adam kayırma ve yağma her tarafı sardı. Köylünün şehirlere girişi yasaklandı ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördü. “Pire itte, bit yiğitte olur.”yaftasıyla pislik örtbas edilmeye çalışıldı. Çarık ve lâstik ayakkabı köylünün kaderi oldu. Hülâsa, hem maddi hem manevi cihetten millet fakirleşti. Bu karanlık tablodan mutlaka kurtulmak lâzımdı.

Ve nihayet, hem dahili hem de harici sebeplerin etkisiyle çok partili dönem geldi. 1946 şafağında yakılan demokrasi meş’alesi, hürriyet taraftarı olan Demokrat Partinin misyonu oldu. 1950 seçimlerinde “Yeter! söz milletindir.”parolasıyla yeni bir devir açan Hürriyetçi Demokratlar, milletin kâhir ekseriyetinin oyunu alarak, Halk Partisini ağır bir yenilgiye uğrattılar. On yıl boyunca canla başla ülkeye ve millete hizmet eden Demokrat Parti, memleketi bir baştan diğer başa kadar şantiye hâline getirdi. Ezan-ı Muhammediyi aslına çevirdi. Millete bayram sevinci yaşattılar. İmam Hatip okulları, İslâm Enstitüleri, İlâhiyat fakülteleri açarak ve orta öğrenime din dersleri koyarak, büyük bir boşluğu kapattılar.

Fakat, on sene sonra yapılan 27 Mayıs 1960 ihtilâli başta olarak, 12 Mart 1970 muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi ve 28 Şubat post modern darbeleriyle, bu hürriyet ve demokrasi mücadelesinin önünü kestiler. Anlaşılan o ki, bu mücadele hiç bitmeyecek ve gerçek demokrasi gelene kadar da sürüp gidecek.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Advertisement

Yorum Yap