Hayat

HOŞGÖRÜLÜ OLMALI AMA KİMLERE?

Hoşgörü meselesinde dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır. Şahsî kusur ve hatâları müsamaha, af ve hoşgörü ile karşılarken, Risale-i Nur dâvâsının meslek ve meşrep prensiplerine fikren aykırı ve İslâm’ın hukukuna ters düşen hatâ ve kusurlarda, şahsımız itibariyle affetme ve hoşgörü ile karşılamak hakkına ve yetkisine sahip olmadığımız bilinmelidir. Zira Bediüzzaman “İnsan kendi namına hazm-ı nefs (af) edebilir. Cemaat adına olursa hazm-ı nefs (af) edemez.”der.

Her kâfirin her sıfatı, kâfir olmak lâzım gelmediği gibi, her müminin her sıfatı da mümin olmak icap etmez. Bu itibarla müminde olmaması gereken ve kâfirde bulunması icap eden bir sıfat ve hareketi hoşgörü ile karşılamak değil, bilâkis onu irşat ve ikna ederek, o sıfat ve hareketten kurtarmak iktiza eder. Çünkü, küfre rıza küfür olduğu gibi, zulme rıza dahi zulümdür.

Bu hakikatlere binaen, müminlere karşı şahsî hatâ ve kusurları yüzünden âzamî af ve müsamaha gösteren şuurlu müminler, kâfirlere, münafık ve din düşmanlarına ve zalimlere müsamaha ve rıza ile karşılık veremezler. Zira, Cenab-ı Hak “Sakın zalimlere meyletmeyin! Yoksa ateş size de dokunur.”ikazını yapmaktadır.

“Bir kötülük gördüğünüz zaman onu elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle düzeltin. Ona da gücünüz yetmezse, hiç olmazsa kalbinizle buğz edin. Bu ise, imanın en zayıf derecesidir.”hadis-i şerifi aynı İlâhî ölçüyü teyit ediyor. Bahsi geçen ölçüler çerçevesinde, duygularımızda itidal, denge, istikamet ve orta yol esas olmalıdır.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Advertisement

Yorum Yap