Yurt Dışı Seyahat Notları

AVUSTRALYA SEYAHAT NOTLARI-8

(DÜNDEN DEVAM: 1998 yılında ve 28 Şubat post modern darbesinin baskı ve zulümlerinin bütün ağırlığıyla milleti ezdiği bir zamanda gerçekleşen bir seyahat yazısı.)

GENEL BİR DEĞERLENDİRME

Üç günü Singapur’da, üç günü yollarda ve yirmi dört günü Avustralya’da geçen bir aylık zaman zarfında demokrasi, insan hakları, vicdan ve din hürriyeti bakımından Türkiye’nin durumunu, dışarıdan daha iyi görme imkânı buldum. Ve ülkem adına cidden üzüldüm. Demokrasi seviyesinin ne kadar düşük olduğunu müşahede ettim.

Avustralya kıt’asında on sekiz milyon nüfusu seksen beş çeşit millet oluşturuyor. Resmi dil İngilizce olmakla birlikte, her millet kendi diliyle konuşuyor. Dilleri ayrı, dinleri ayrı, örf, âdet ve gelenekleri ayrı, ibadetleri, kılık ve kıyafetleri ayrı olan bu topluluk, çok kültürlü olmakla iftihar ediyor. Devlet radyosu, yetmiş iki dilde kıt’aya yayın yapan bir kuruluş olmakla övünüyor. Farklılıkları bir noksanlık değil, bir zenginlik alâmeti olarak görüyor. Tek tip giyinen ve tek tip düşünen bir millet anlayışı onların âleminde yok bile. Kimse kimseden rahatsız değil. Ne devlet ve ne de millet fertleri birbirlerine kuşku ile bakmıyor. Tam bir hürriyet ve demokrasi hükmediyor.

Devletin koruma ve kollama altına aldığı bir resmi ideolojisi olmadığından, millet fertlerini ve sivil toplum örgütlerini bir tehdit unsuru olarak görmediği için, bilâkis örgütlenmeyi teşvik ediyor. Lâikliği gerçek anlamıyla tatbik ediyor. Bir gün bir İslâm okuluna götürüldük. Filistinliler kurmuşlar. Yüzlerce dönüm araziyi, belediye sembolik sayılacak bir fiyatla vermiş. Önce yirmi altı öğrenciyle başlayan okulun, şimdi altı yüz öğrencisi bulunuyor. Federal devlet iki milyon dolar karşılıksız para yardımında bulunmuş. Aynı okulun tam karşısında bir Hristiyan okulu var. Ona da iki milyon dolar yardım etmiş. Hiç bir ayırım söz konusu değil. Devlet her kuruma ve her kese eşit mesafede. Her şeyi özelleştirdiği gibi, eğitim kurumlarını da özelleştiriyor. Hiç endişesi yok. İslâm okuluna kız öğrenciler baş örtülü kıyafetleriyle giriyorlar. Kimsenin bir şey dediği olmadığı gibi, aynı okulda Hristiyan olan bayan öğretmenler de, inançlara saygı gereği başlarını örtüyorlar. Ne irtica hortluyor ve ne de lâiklik elden gidiyor.

Bu ülkede tam bir kanun hâkimiyeti var. Her kes kanunlara saygılı. Bir televizyon kuruluşunun röportajı esnasında, duran aracında emniyet kemeri takmadığı ve vatandaşlara kötü örnek olduğu için, bir polis memuru başbakana canlı yayın esnasında ceza kesiyor. Benim ülkem böyle mi? Polisler yanına bile yaklaşamaz. Şeffaf devlet hâkim. Bir bakan yol harcırahı olan dört bin doları, annesinde kaldığı için harcamamış ve cebine atmış. Medya tarafından tespit edilip üstüne gidildiği için, bileklerini keserek intihara teşebbüs ediyor. Ben milletimin yüzüne nasıl bakarım diye. Bizimkiler deveyi hamuduyla birlikte yutuyorlar da, kimseden ses çıkmıyor. Veya kimsenin haberi bile olmuyor.

Dürüst siyaset yapılıyor. Yüzde on rey almış olan Demokrat Partisinin lideri ve hem de senatör olan bir bayan “Ülkeme hizmet için İşçi Partisine geçiyorum. Fakat hem parti liderliğinden hem de senatörlükten istifa ediyorum. Çünkü, beni seçtiren eski partimin seçmenlerine saygısızlık olur.”diyor. Vah benim zavallı ülkem! Meclisin üçte biri parti değiştiriyor. Seçime girmemiş partiler mecliste grup kurarak, hükümete koalisyon ortağı oluyor ama hiç bir milletvekilinin yüzü bile kızarmıyor. Bunun adına siyasi ahlâk ve demokrasi denilebilir mi?

Bir aya yakın kaldığımız Avustralya’da, elinde coplarla  gençleri ve sair insanları kovalayan, coplayan polislere rastlamadık. Trafik polisleri bile ortalıkta gözükmüyordu. Fakat bir kaza olduğu veya bir suç işlendiğinde hemen olay yerinde ortaya çıkıyorlardı. Cezalar caydırıcı olduğundan ve rüşvet denilen şey bilinmediğinden, herkes hakkına razı oluyor ve başkalarının hakkına saygı gösteriliyordu.

Sokaklarda dolaşan ne bir askere ve ne de demokrasiye balans ayarı vermeyi hedeflemiş tanklara rastlamadık. Sivil bir anayasa ve sivil bir toplum her cihette görülüyor. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu gözlemleniyordu.

Avustralya demokrasisi penceresinden bakıldığı zaman, Türkiye’nin notu son derece düşüktü. “Türkiye doğulu mu yoksa batılı mı?”konulu bir televizyon programı izlediğimde, sokaklarda insanları kovalayan ve coplayan polisler, askerlerin remi geçit provaları, caddelerde yürüyen tanklar, bir kısım yaşlı insanların perişan halleri ve özellikle seçilmiş kara çarşaflı teyzelerin görüntüleriyle, ülkem üçüncü sınıf demokrat askeri bir cumhuriyet olarak takdim ediliyordu. Bu duruma fevkalâde üzüldüm. “Bu ülkeye tam demokrasi ya gelecek, ya gelecek.”diyen bazı siyasilerin ne kadar haklı olduğunu anladım. Evet, yanlış şeylerin ömrü ebedi değildir. Hür ve tam demokrat bir Türkiye er veya geç bu ülkede hâkim olacaktır. Temennimiz ve duamız bu istikamettedir.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Advertisement

Yorum Yap